Güncel Haber

Hocam, 3G ile kıyılan nikâh kabul olur mu?

24/01/2010 · Yorum yapın

Teknoloji geliştikçe yeni yeni âdetler çıkıyor ortaya. Yeni nesil işin kolayını bulmuş, oturuyor bilgisayarının başına, bir yandan ölen akrabasının mezarına sanal ziyaret gerçekleştiriyor, diğer yandan ruhuna Fatiha gönderiyor. Artık insanlar başı ağrıyınca da yatağına uzanmıyor, msn’de ninesine, dedesine bağlanıyor, okutuyor kendini. Bir de güzel rahatlıyor. Günümüzde internetten kendini okutanların da, mezarlara sanal ziyaret gerçekleştirenlerin de, cep telefonundan eş boşayanların da ardı arkası kesilmiyor. Hatta “Google Earth’ten Kâbe’nin etrafında dolaşabiliyoruz. Kâbe’yi sanal tavaf etsek hacı olur muyuz acaba?” diye soranlar bile var. Bu yeni neslin ’sanal hacı’larının merak ettiği sorular, hocaları fena halde zorluyor. Nerede o eskilerin sorduğu, “Dişime dolgu yaptırsam, abdestim kabul olur mu?”, “İğne yaptırmak orucu bozar mı?” gibi imamların ezberden cevap verebildiği sorular, ah ahh! Her hoca da cevap vermiyor teknolojik sorulara. Sizin yerinize biz soralım dedik, “Bu soruların tamamına yakını uzmanların ortak bir çalışma ve tartışma sonunda cevaplayabilecekleri konular. Bir çırpıda cevap veremeyiz.” yanıtını aldık. Neyse ki İslam Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman, İlahiyatçı Doç. Dr. Mustafa Karataş ve Doç. Dr. Nihat Hatipoğlu bu konular üzerinde düşünmüş ve sorularımızı cevapladılar. İşte teknoloji neslinin merak ettiği; iPhone’lu, cd’li, mp3′lü, 3G’li teknolojik sorular ve teknolojik fetvalar…
Teknoloji gelişti, fetvaların seyri değişti
Komşunun internetini, izni olmadan kullanmak kul hakkına girer mi?

Hayrettin Karaman: Komşunun izni olsa bile servis sağlayıcının izni olmadığından caiz değildir.

Mustafa Karataş: İzin almadan başkasının ağı üzerinden internete bağlanmak doğru olmaz. Ağ sahibinin kotası sınırsız olsa bile izin alarak kullanmak gerekir. İnternet hizmeti veren kuruluşun da böyle bir kullanıma rızasının olması gerekir. Dolayısıyla izinsiz kullanmak kul hakkına girer.

Nihat Hatipoğlu: Başkasının internetini kullanmak iki yönden sakıncalı. Birincisi, hizmeti sağlayan firmanın bu duruma izin vermemesi, diğeri internet kullanıcısının haberinin olmaması. Kullanıcının izni olsa bile, firma emeğinin karşılığını alabilmeli ki o hizmeti yaygınlaştırabilsin.

İnternetten film veya mp3 indirmek doğru mudur?

H.K.: İndirme ve kullanma, bunları internete koyanların izinlerine veya beyanlarına bağlıdır.

M.K.: Telif hakkı kutsaldır. İzin verilmiyorsa kul hakkına girer. Eser sahibinin önemli ve bilinmesi gereken bilgileri gizlemesi de ayrıca günahtır.

N.H.: Hem yasal değil hem de ortada emek ve harcama var. Sanatçı ve internet sitesi sahibi yetki verirse indirilebilir. Fakat farz olan bir ibadeti yapacak kadarını indirmek caiz olabilir.

Birçok insan, akrabaları uzakta olduğundan mezar ziyaretlerini internet siteleri üzerinden yapıyor. Mezarları sanal ziyaret, gerçek ziyaret yerine geçer mi?

H. K.: Mezarda yatana dua nereden yapılırsa yapılsın sonucu aynı olur. Mezar ziyaretinin, ziyaretçiye faydası (ibret, hatırlama vs. ise) bir ölçüde sanal ziyaret ile de gerçekleşir.

M. K.: Mezar ziyareti yapılmış sayılmaz fakat ölmüş insanların ardından hayır hasenat yapıp onlara dua etmek uzaktan yapılsa bile faydalıdır.

N.H.: İnternetten ziyaret, kişiye psikolojik ve ruhsal rahatlama getirir, haz verir. Gerçek ziyaret olmasa da duanın merhuma ulaşması için mekan birliği şartı yoktur.

İnternette mezarı görerek okunan Fatiha, dua vs. merhumun ruhuna gider mi?

H. K.: Duaların merhuma faydası olma ihtimali bakımından nerede okunduğu önemli değildir.

M. K.: Sanal ortamda mezarı görerek Fatiha veya dua okumak uzaktan okumak gibidir. Görüntü veya yazı, kişiyi hatırlamanızı sağlayabilir.

N.H.: Sanal alemde mezar görülse de, görülmese de okunan dua merhumun ruhuna gider.

Msn üzerinden annesine, babaannesine kendini okutanları duyuyoruz. Msn’den nazar duası okunur mu?

N.H.: Nazar duası uzaktan da okunur. İlla ki okuyan kişinin yanında olma şartı yoktur.

Hürriyet gazetesi eski genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök, Çetin Emeç’i anma töreninde, hoca gelmeyince mezar başındakilere iPhone’undan Fatiha dinletmişti. Elektronik cihazlardan okunan Fatiha’nın hükmü nedir?

H. K.: Fatiha’yı herhangi bir şekilde dinlemenin faydası öncelikle dinleyene aittir. Bu tarz bir okuma veya dinleme, ölmüş biri için dua veya ibadet niyetiyle yapılırsa faydası olabilir.

M.K.: Mezar başında Kur’an açıp dinletmek, dinleme sevabına vesile olsa da, mezara veya tabuta böyle bir Kur’an dinletisi bid’at olur. Kişinin kendisi okuması esastır. Okuyacak hiçbir şahıs bulunamadığı takdirde böyle bir yola tevessül edilebilir.

N.H.: Bir mezar ziyaretine gitmişsek, bence yanlış bile okunsa, insanların okuması daha güzel olur. Cihazdan dinleniyorsa, dinleyenler tekrar ederse daha iyi olur. Ama mezar başında o şekilde yapılan dua da mutlaka makbul bir dua olur.

Televizyonda veya bilgisayarda okunan Kur’an’ı dinlemek farz mıdır? Bu şekilde Kur’an dinlerken başka bir işle meşgul olmanın (yemek yapmak, bulaşık yıkamak vs.) sakıncası var mıdır?

H.K.: Televizyonda veya radyoda Kur’an okunurken ‘hem dinlemek hem de uygun bir işle meşgul olmak’ caizdir. Kur’an okunurken, dinleyecek başka kimse yoksa dinlemek farz olur. (Meşru mazereti olmayana farz olur.)

N.H.: “Kuran okunurken, susun ve dinleyiniz” şeklinde bir ayet vardır. Dinlemek gerekir. Bilgisayardan, televizyondan, kulaklıktan dinlerken düzgün bir işle uğraşmanın sakıncası yoktur. Hem bu, tefekküre davettir.

Birçok İslam ülkesinde cep telefonundan eş boşamak gündeme gelmişti. Bu yolla eş boşamak dinen geçerli sayılır mı?

H.K.: Boşama niyet ve iradesiyle uygun cümle kullanıldığı zaman, boşama gerçekleşir. İrade beyanı herhangi bir yolla karşı tarafa iletilebilir.

M.K.: Telefonda boşama geçerlidir. Ancak kanunen geçerli olmayan boşamalarda telefonla veya telefonsuz hüküm açısından problemler var. Bu konular geniş ele alınmalıdır.

N.H.: Sünni boşama; telefonla, internetle, sms ile yapılabilir. Fıkıhen geçerlidir. Önemli olan kişinin kendi iradesi ile yapacağı beyandır. Eşi okusun, duysun diye gönderiyorsa ya da arıyorsa geçerlidir.

Telefonla vekâlet verilerek veya çiftler ayrı ülkelerde olduğunda 3G teknolojisi ile imam nikâhı kıyılabilir mi?

H.K: Telefonla vekâlet, caizdir.

M.K.: Vekâlet yolu ile de 3G sistemiylede kıyılabilir.

N.H.: 3G ile aldatılmaya müsait bir ortam oluşabilir. Bilemediğiniz bir durum söz konusu olabilir. Karşı tarafa zorla evet dedirtiliyor olabilir. Ya da evli olabilir. Bilemezsiniz. O yüzden doğru değildir.

Derneklere verilen kurbanlarda vekâlet verme durumu söz konusu olmuyor. Bu kurban kabul olur mu?

H.K.: Telefonla vekâlet verilebilir. Verilmezse bu kurban, kesen kişiye ait olur.

M.K.: Kurban için para göndermek, imza atmak vs. bir bakıma vekâlet vermektir. Telefonda söylemek de geçerlidir. Ancak vekâlet yoluyla kurban kestirmek isteyenler güvendikleri kişilere vekâlet vermelidir.

N.H.: Asıl olan yüz yüze vekalet vermektir fakat günümüzde zaruret devreye giriyor. Gelenek haline geldiği için ve vekâlet dolaylı da olsa yerine getirildiği için dermeklere vermekte de sorun yoktur. Mail, sms, telefon, imza yolu ile vekalet verilebilir.

Cd’den veya televizyondan dinlenilerek Kur’an hatmi olur mu?

M.K.: Radyo, televizyon, teyp, cd, dvd gibi cihazlardan Kur’an-ı Kerim dinlenebilir. Hatim yapılabilir. Okunan Kur’an esnasında secde ayeti geçiyorsa secde yapmak da gerekir.

N.H.: Olur. Fakat dinleme, duyma, okuma sevabı ayrıdır. Okunurken tekrarlarsanız, okuma sevabı da alırsınız. Yalnız duyarsanız, duyma; yalnız dinlerseniz de dinleme sevabı alırsınız. ZAMAN

→ yorum bırakKategoriler: Güncel · Haber

Fatih Altaylı, Cem Yılmaz’a meydan okudu

24/01/2010 · Yorum yapın

Cem Yılmaz’la otomobil test etmek istiyorum

Cem Yılmaz bugünkü pazar ekimizde benimle film çekmek istediğini söylemiş. İkimiz de güzel otomobilleri seviyormuşuz ve çok ortak noktamız varmış.
Doğru söylemiş.
Ben de çok komiğim. Onun kadar yakışıklıyım. Hatta ondan uzun boyluyum ve zayıfım.
Film işinden pek anlamam ama isterse gelsin birlikte otomobil testi yapalım.
Alırım anahtarını haberi olsun.

DİZAYN ÇOK RETRO, ÇOK MODERN

Küçük otomobilleri pek sevmezdim gençken.
Yani çok uzun zaman önce.
Aklıma bizim Ayı Etem’in Mini Cooper’ı gelirdi belki ondan. Kötü anılarımız vardı.
Yıl 1979 muydu neydi.
5 kişi doluşup Bebek Kahve’ye gitmiştik mektepten çıkıp.
Ayı Etem, Ayı Mustafa, ben. İki kişi daha vardı. Bizim kadar olmasa da onlar ayıcaydı.
Bebek kahvenin önünde o zaman bir benzinci vardı. Orada o zamanın Mini’sinden 5 kişi inince Bebek kahvede oturanlar gülme komasına girmişti.
Biz de “Daha da Bebek kahveye gelmeyiz” moduna geçmiştik.
Bu yüzdendir herhalde gençliğimde minik otomobilleri sevememem.


Oysa İtalya’da durum pek de kötü değildi anımsadığım kadarıyla.
Roma sokaklarında bir dolu Cinque cento dolaşırdı ve hepsinde nedense güzel kızlar ya da yakışıklı oğlanlar olurdu. Onlar da doluşurdu Fiat’in cinque centolarına. Kimse gülmezdi.
Ama galiba Bebek ahalisi bunu bilmiyordu.
Neyse yıllar her şeyi değiştirdiği gibi minik otomobilleri de değiştirdi.
Retro modası başladı.
Bir dönem bizi madara eden Ayı Etem’in Mini’si büyüdü, havalı bir otomobil oldu.
Sonra bu modaya Fiat’in meşhuur, 500′ü de uydu.
O da karşımıza yeni hali ama eski adıyla çıktı.
Aslına bakarsanız biz bu otomobili deneyeli epey oldu. Kötü günler için sakladığım bir otomobildi.
Kar yağdı, buz oldu. Bu hafta test yapamayınca bir süre önce denediğimiz FİAT 500′ü bugüne yazmak nasip oldu.

Fiat 500′ü ilk olarak önceki yıl otomobil fuarında gördüm.
Eski 500′lerden hayli büyüktü ama havası aynıydı. Sanki hormonlanmış ve irileşmişti.
500′e ya a ilk görüşte bayılıyorsunuz, ya da ilk görüşte nefret ediyorsunuz.
Ben o gün fuarda gördüğümde bayılmıştım. Hele bir kırmızısı vardı ki, Alfa’nın Mito’suyla o gün en beğendiğim otomobiller olmuşlardı.

Ancak Test için geldiğinde ilk soru “Ben bu otomobile sığar mıyım” oldu.
Sığdım.
İkinci soru “Ben sığdım da Rahşan sığar mı?” oldu.
İnanmayacaksınız ama o da sığdı.
Böylelikle Rahşan Gülşan’la otomobil testlerindeki birlikteliğimiz bozulmamış oldu.
İçi hayli geniş ve rahat. Koltuklar sportif ama konforlu. Bacak mesafesi yeterliden öte. Arka taraf biraz daha dar ama rahatsız edecek kadar değil.
Bizdeki 500′ün tavanı Skydome dedikleri türden. Yani cam. Sadece bir perdeyle kapanıyor. Geceleri ve kışın iyi olabilir de, yazın sera etkisi yapar ve air condition yetersiz kalır diye düşünüyorum.
Yine de şık.


Ön konsol, göstergeler, vites kolu, müzik sisteminin görüntüsü falan çok şık. Otomobilin içi çok eğlenceli. Göze hoş gelmeyen bir şey yok. Tek kusuru fazlaca genç ya da fazlaca feminen olması.
Ama delikanlıyı bozacak kadar değil. Tabii bizim kullandığımızdaki sedefli iç döşeme ve boya biraz bozabilir.
Otomobilin standardı çok yüksek. Çarpışma testlerinde hayli başarılı olmuş. 7 hava yastığı standart.
Müzik sistemi ile entegre “blue and me” sistemi SMS bile alıyor ve size sesli olarak okuyor. USB girişi de var ama neye yaradığını ben bilmem. Rahşan bilir. Merak ediyorsanız mail atın sorun. Otomobillerde böyle abuk sabuk şeylere karşıyım. Otomobil otomobildir. USB de neyin nesi.
Bu arada söylemeden geçmeyeyim müzik sistemin sesi de hayli iyi.

500′de Motorlar iki seçenekli. Biri 1,2 69 beygir. Hiç tavsiye etmem.
Bizim kullandığımız ise 1,4 100 beygir. Tavsiye ederim. Gayet iyi gittiği gibi, 100 kilometrede 6 litre benzin yakıyor.
Motor şanzıman uyumu süper değil. Otomobil ekonomik olsun diye 6 ileri bir şanzıman takmışlar. Ekonomik olmuş ama sık sık vites değiştirmeyi gerekli kılmış.
Bu arada acayip bir şey de vardı. Sport düğmesine basınca otomobilin gücü 5 beygir artıyor. Bayağı fark yaratıyor.
Yokuşlarda kalkış için hill holder sistemi var. Arkaya kaymıyorsunuz.
Farlar gayet iyiydi. 15 inch jantlar şıktı. Yakıt deposu 35 litre ile hayatımda gördüğüm en küçük depoydu ve bununla 500 kilometre yol yapabilirsiniz. Efendi kullanırsanız bu mesafe daha da uzar.

Yol tutuş başarılı. Rahşan çok başarılı buldu ama ben başarılı demekle yetineceğim.

Otomobil içeriye fazla gürültü almıyor. Şehir içinde hiç almıyor.

Verdiği duygu keyifli. Değişik bir otomobil sürmenin tadını çıkarıyorsunuz.
Hele hele İstanbul’da bu boy otomobilin anlamı çok büyük. Her yere çok rahat parkedebiliyorsunuz. Sığmaz dediğiniz her yere sığıyor.
Müthiş bir rahatlık.
FİA 500′ü kullanınca karar verdim.
Yaşlanınca şehir içinde oturacağım ve kendime bu boylarda bir otomobil alacağım.
Hem o zaman hande beni daha çok sever.
ARTILARI

Çok sempatik

Tasarım çok retro ama çok da modern

İç dizayn müthiş, koltuk renkleri şahane

İçi göründüğünden geniş

Motoru çok keyifli

Sayın Gülşan’a göre müzik ve multimedya sistemi çok başarılı

Park etmesi çok kolay

Yakıt ekonomisi müthiş

EKSİLERİ

Arka görüntü fazla Nissan Micra

Ön direk fazla kalın görüşü bozuyor

Biraz dana sessiz olabilirdi

Arkaya geçmek çok zor

Bagaj küçük.

Cam tavan yazın sera etkisi yapabilir

Fiyat biraz yüksek mi?

→ yorum bırakKategoriler: Ekonomi · Güncel · Haber

Çok kazandıracak iş fırsatları

24/01/2010 · Yorum yapın

Dünyada yaşanan finansal kaynaklı krizin ardından yerli ve yabancı markalar 2010′a umutlu giriyor. Kriz döneminde ekonomik darboğaza giren gıda, kafeterya, emlak, eğitim, mobilya ve mücevher sektörlerinin öncü firmaları, yeni yılda hem yurtiçinde hem de yurtdışında binlerce franchising (isim hakkı) vererek rahatlamak istiyor. Firmalar, marka ve isim kullanım hakkını 5 bin ile 50 bin Euro arasında değişen fiyatlarla yeni girişimcilere verecek. Fast food (atıştırma) sektörünün tanınan ismi Ceshni isim hakkı için 5 bin lira isterken, Cızbız Köfte 30 bin lira, Çıtır Usta 20 bin lira, Dome Pico 20 bin, Dilek Pastaneleri 20 bin, Domino Pizza 40 bin dolar ve Festiva Resturantları 50 bin lira talep ediyor. Şirketler bu rakamın karşılığında girişimcilere eğitim, yer seçimi, bölge koruması, proje, reklam, mal ve personel temini, pazarlama ve finansman desteği verecek. Ayrıca Almanların Nordsee, İntable, Weenerwald restaurantları, Portekiz’in Nando’s, İngiltere’nin Mambochino Cafe, İtalya Lavazza ve Amerika’nın Coldwell Banker gibi şirketleri de Türkiye’de genişlemek için franchising derneklerine gerekli girişimleri yapmaya başladı. Devler, bu yolla yaklaşık 5 bin yeni girişimciye ulaşmayı hedefliyor.

Türkiye’de 2009′un son çeyreğiyle birlikte ekonomik krizin etkilerinin azalması iş dünyasını yeni girişimlere yönlendirdi. Önceki yıllarda doğrudan yatırımı tercih eden şirketler, 2010 ile birlikte franchising vermeye hazırlanıyor. Şirketler, bu sayede hem para kazanacak hem de yeni girişimciler imkan verecek. Ülke ekonomisine milyarlarca lira girdi sağlanırken, binlerce vatandaşa da yeni istihdam alanları oluşturulacak. Türkiye Franchise Derneği (UFRAD) Başkanı ve Aydın Üniversitesi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mustafa Aydın, franchise isteyenlerin oranında son dönemde yüzde 40 artışın olduğunu belirtiyor. Bu alana ilgisi olan işletmecilerin mutlaka saha araştırması yapması tavsiyesinde bulunan Aydın, aksi halde istenmeyen durumlarla karşılaşabileceğine dikkat çekiyor. Kriz ortamında yatırım yapmak isteyen girişimcilerin son dönemde franchising sistemine yöneldiğini anlatan Aydın, franchise’ın hem normal bir yatırıma göre hem daha ucuz hem de bir marka desteğinden dolayı müşterinin ilgisini çektiğini ifade ediyor. Sistem, Türkiye’de son birkaç yılda yüzde 25 büyüme göstermiş. Yıllık ticaret hacminin 35 milyar dolarlık bir bütçeye ulaştığını vurgulayan Aydın, franchise’ın beş yıl içinde 70 milyar dolara ulaşmasının mümkün olduğunu belirtiyor.

Markaların özellikle Türkiye’de bu sistemi yaygınlaştırmak istemesinin bir diğer sebebi de genç nüfusun markalara olan aşırı ilgisi. Bunu fırsat bilen yerli ve yabancı markalar Türkiye pazarında yer tutmanın hesaplarını yapıyor. Ulusal Franchising Derneği’nin verilerine göre, Türkiye’de 800, dünya genelinde 10 bin marka franchise veriyor. ABD’de her 12 kişiden 1′i, Türkiye’de ise her 2 kişiden 1′i, bu sistemle kendi işini kurmak istiyor. Türk girişimciler, en çok restoran ve gıda alanındaki franchise veren markaları tercih etse de, son yıllarda tekstil, otomotiv, hizmet sektörü ve emlak markaları da, dünyanın birçok yerinde şube açtı. Bugün Türkiye’de, franchising sistemiyle çalışan 15 farklı sektör var. Bu kapsamda Almanların Nordsee, İntable, Weenerwald, Portekiz’in Nando’s, İngiltere’nin Mambochino Cafe, İtalya Lavazza ve Amerika’nın Coldwell Banker gibi gıda devleri ülkemizde markalarını kalıcı hale getirmek için gerekli tüm başvurularda bulundu. İsim hakkı vermek için Türkiye Franchise Derneği’ne başvuran şirketler, uygun girişimci bulmaları halinde Türkiye geneline açılım yapacak. Bunun yanında İspanya, Amerika, Mısır, Brezilya, Hollanda ve Almanya menşeli markalar da Türk tekstil ve gıda devlerinin yurtdışında franchisingini almak için yoğun gayret gösteriyor. Yabancı markaların yanında Çiğköftem, Dailiy Fresh, Domino’s Pizza, Gönül Kahvesi, Köfteci Ramiz, Mado, Mantı Keyfi, Motta, Pizza Pizza, Sambi, Simit Sarayı, Tatlıcı Tombak, Bil Dershaneleri, Century 21, Garanti Online Fatura, Koçak Gayrimenkul, Returk, Turyap, Altınsay, Çilek ve Kiğılı gibi markalar da yüzlerce genç işletmeciye marka desteği verecek. Simit Sarayı’nın Amerika, Almanya ve Hollanda’da franchise yöntemiyle yeni şubeler açmak için anlaşmaya vardığı da gelen bilgiler arasında.

Türkiye Franchise Derneği Genel Sekreteri Osman Bilge ise yerli markaların yabancı markalara karşı kriz dönemlerinde daha güçlü olacağını belirtiyor. Bilge, 2010 itibarıyla sektörde 100 ile 150 arasında yeni markanın ortaya çıkacağına da dikkat çekiyor. Avrupa Birliği müzakere sürecinden dolayı çiğ köfte franchise’ında sıkıntılar olabileceğini vurgulayan Bilge, Simit Sarayı, Hacıbey Kebap ve gıda sektörüne yoğunlaşılmasını tavsiye ediyor. Bunun yanında Altın Gayrimenkul, Alman Akupil, B-Fit ve Business Center gibi alanlarda müşteri portföyü yönünden bir adım önde bulunuyor. Güney Kore menşeli tavuk restoran zinciri Genesis BBQ, franchise yöntemiyle İstanbul’da 50 şube açacak.

Sistemin 8 altın kuralı

Hem franchise veren hem de alan şirketlerin birbirlerini iyi tanıması çok önemli. Markanın geçerliliği, tarihi süreci ve geçmişinin incelenmesi gerekiyor. Yapılan mutabakatlar dikkatlice okunmalı, muhakkak hukukçulara gösterilmeli. Yatırım yapılacak rakam iyi belirlenmeli, kesinlikle üzerine çıkılmamalı. Yatırım yapılacak alanın geleceği ile ilgili geniş araştırma yapılmalı. Franchise verecek şirketin beklentileri ve çalışanların eğitimi göz önünde bulundurulmalı. Franchise verecek şirketin her isteyene isim hakkını tanıması uygun değil. Franchise’ın mali durumu iyice araştırılmalı, çünkü bunların yapacağı her hata şirketi de bağlar. ZAMAN

→ yorum bırakKategoriler: Ekonomi

4 saniye arayla öldüler

24/01/2010 · Yorum yapın

Diyarbakır’da 4 dakika arayla doğan tek yumurta ikizleri Hediye ve Kadriye D. (Demirel) (26) Kardeşler, 4 saniye arayla 8′inci kattaki evlerinin balkonundan atlayarak feci şekilde can verdi.

Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde istemediği halde dayısının oğlu ile evlendirilmek istendiği iddia edilen 21 yaşındaki ikiz kız kardeşten biri, 5. kattan atlayarak intihar etti. Kardeşinin peşinden atlayan diğer kız da yaşamını yitirdi.

Alınan bilgilere göre, Çınar ilçesine bağlı İncirtepe köyünde oturan ve dayısının oğlu ile evlendirilmek istendiği öne sürülen Hediye D, ikizi olan kız kardeşi Kadriye D. ile birlikte nişan alışverişini yapmak üzere Bağcılar Mahallesi Sento Caddesi’nde bulunan ağabeylerinin evine geldi.

Nişanı yapılacak olan Hediye D, sabah saat 05.00 sıralarında ağabeyinin oturduğu apartmanın 5. katından atladı. Bunu gören ikizi Kadriye D. de kendisini kardeşinin arkasından boşluğa bıraktı. Hediye D. olay yerinde hayatını kaybederken, yaralı olarak yakınları tarafından Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesine kaldırılan Kadriye D. müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Hediye D’nin cenazesi Eğitim Araştırma Hastanesinde, kardeşi Kadriye D’nin cenazesi de Dicle Üniversitesi Hastanesi morguna otopsi yapılmak üzere kaldırıldı.

Olayla ilgili Hediye ve Kadriye D. kardeşlerin bazı yakınlarının gözaltına alındığı, olayla ilgili geniş çaplı soruşturma başlatıldığı bildirildi.

Demirel kardeşlerin anneleri ile bir kız kardeşleri ve dayılarının kızlarının 1997 yılında Çınar ilçesi yakınlarındaki Göksu Baraj Göleti’nde yün yıkamak isterken boğuldukları, babalarının daha sonra yeniden evlendiği öğrenildi.

→ yorum bırakKategoriler: Güncel · Haber

2010 yılında bankacılık sektöründe 400′ün üzerinde şube açılması öngörülüyor

24/01/2010 · Yorum yapın

Türkiye’de bankacılık sektöründe bu yıl 400′ün üzerinde şube açılacağı tahmin edilirken, bunun sektör içinde genel müdürlük kadrolarındaki büyümenin etkisiyle 10 bin kişinin üzerinde yeni istihdam sağlayacağı düşünülüyor.

Türkiye Bankalar Birliği’nin Aralık 2009 raporuna göre, geçen yılın son çeyreği itibarıyla mevduat bankaları ile kalkınma ve yatırım bankalarının toplam şube sayısı, son bir yılda 246 adet, Temmuz-Eylül 2009 dönemine göre ise 141 adet artarak 9 bin 36′ya ulaştı.

Son çeyrekte mevduat bankalarında banka başına ortalama şube sayısı 281 olarak gerçekleşti. Bu rakam, kamusal sermayeli mevduat bankalarında 843, özel sermayeli mevduat bankalarında 399, yabancı sermayeli bankalarda ise 122 oldu.

Mevduat bankaları ile kalkınma ve yatırım bankalarında çalışan sayısı, son bir yılda 805 kişi, Temmuz-Eylül 2009 dönemine göre 1.642 kişi artarak 172 bin 403′e yükseldi.

”2008′DEN DAHA DÜŞÜK, ANCAK 2009′UN ÜZERİNDE PERFORMANS…”
AA muhabirinin bazı bankaların yetkililerinden edindiği bilgiye göre, bu yıl İş Bankası, yeni şube açılışı konusunda sektörde 2008 yılından daha düşük seviyede olmakla birlikte 2009 yılının üzerinde bir performans gösterileceği beklentisi taşırken, 2010 yılında banka 60-70 şube açmayı planlıyor.

İş Bankası, işe alınacak kişi sayısını bankanın işlem hacimleri ve şubeleşme süreçleri doğrultusunda belirlerken, bu anlamda 2010 yılında asgari 1.000 kişilik işe alım planı yaptı.

Başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerdeki varlığını güçlendirmek isteyen ve şubeleşme ile insan kaynağı yatırımlarını bu doğrultuda gerçekleştirecek olan Halkbank, 2009′da açılanlarla birlikte toplam şube sayısını 668′e ulaştırırken bu yıl en az 45-50 civarında şube açmayı düşünüyor.

Eylem planlarının en önemli maddelerinden birinin ”çalışanlarla birlikte sektörün önemli oyuncularından olmaya devam etmenin” oluşturduğunu ve nitelikli işgücü için gerekli gördükleri alanlarda işe alımlara devam edeceklerini belirten Halkbank, 2010 için ilk etapta 1.250 yeni çalışanı aileye katmayı planlıyor.

ŞEKERBANK, ANADOLU ŞUBELERİNİ ARTIRMAYI HEDEFLİYOR

Türkiye’nin 70 ilinde 184 ilçede 256 şube ile hizmet veren ve geçen yıl 6 yeni şube açan Şekerbank’ın ise önümüzdeki 3 yıl içinde 300 şubeye ulaşma hedefi var.

Ülke genelindeki 256 şubenin yüzde 62’si Anadolu’da bulunan, 30 yaş üzerinde 80 ve 40 yaş üzerinde ise 30 şubesi bulunan Şekerbank, bulunduğu yörelerde ”uzun yıllar var olma gücünü pekiştirerek Anadolu’daki gücünü daha da artırmayı”, bu doğrultuda ağırlıklı olarak Anadolu’da bulunan şubelerin sayısını artırmayı hedefliyor.

Şekerbank olarak ihtiyaçlarını öncelikle kendi içinden karşılayan banka, Anadolu’da ağırlıklı olarak açtıkları yeni şubeler için kısıtlı sayıda olsa da yöresel istihdam imkanı sağladığını düşünüyor.

Yapı Kredi, bu yıl 60 şube açmayı ve büyümelerine paralel olarak iştirakler dahil olmak üzere toplam 1.000 kişiyi işe almayı planlıyor.

Garanti Bankası ise 2010 yılında yaklaşık 80 yeni şube açarak 875 şubeye ulaşmayı, yeni açılan şubelerin yaratacağı istihdamla birlikte, şu anda 16 bin 799 olan çalışan sayısını da 700 civarında artırarak 17 bin 500′e ulaştırmayı hedefliyor.

Finansbank’ın planlarında ise bu yıl 50 yeni şube açılışı yapmak ve 1.500 çalışanı kendi bünyelerine dahil etme varken, Denizbank 25 şube daha açmayı ve 850 yeni işe alım yapmayı öngörüyor.

”AGRESİF OLMAMAKLA BİRLİKTE BÜYÜME BEKLİYORUZ”

Şekerbank Bireysel Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Abdurrahman Özciğer, konuya ilişkin değerlendirmesinde, 2010 yılı içerisinde sektörde 400′ün üzerinde şube açılacağını tahmin ettiklerini, bunun da sektörde genel müdürlük kadrolarındaki büyüme etkisi ile 10 bin kişinin üzerinde yeni istihdam sağlanması anlamına geleceğini bildirdi.

Özciğer, şunları kaydetti:

”2010 yılında göreceli olarak azalması beklenen banka karlarının, sektörü şube açılışlarında daha titiz davranmaya ve daha hızlı verim alınabilecek noktalarda şubeleşmeye iteceğini tahmin ediyoruz. Bu yıl için özellikle tüketici kredileri ve kaynak tarafında büyüme planları yapan Türk bankacılık sektöründe 2010 yılı, istihdam artışının yanı sıra verimlilik konusunda da çok farklı analiz ve çalışmaların yapılacağı bir sene olacaktır. Diğer taraftan 2010 yılında da bankacılık yeni mezunlar açısından tercih edilen, popüler meslekler arasında yerini korumaya devam edecektir.”

Finansbank İnsan Kaynaklarından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Murat Bayburtluoğlu da, bankanın 2009 yılını 10 bin 108 çalışan ve 461 şube ile kapattığını belirterek, ”Banka olarak ilkemiz, öncelikle kendi çalışanımıza yatırım yapmak. Bunun yanı sıra, genç ve kaliteli işgücünün kurumumuza ve sektöre kazandırılması da oldukça önem taşıyor. Bu gücün bizi geleceğe taşımada en önemli silahlarımızdan biri olduğuna inanıyoruz” dedi.
Denizbank Yönetim Hizmetleri Grubu Genel Müdür Yardımcısı Tanju Kaya ise bu yıl 25 yeni şube daha açmayı planladıklarını, bunların 12 adedinin tarım bankacılığı ağırlıklı çalışan şube, diğer 13 adedin ise öncelikle şubelerin bulunmadığı 7 ilde olmak üzere şehir şubeleri olacağını bildirdi.
Kaya, bankacılık sektörünün genelinde bu yıl çok agresif olmamakla birlikte çalışan sayısı ve şubeleşme anlamında büyüme beklediklerini ifade etti.
Bazı bankaların bu yıl alacakları personel sayısı ile açacakları şube sayıları şöyle:

Banka Adı Personel Şube Sayısı

———— ——— ————
İş Bankası 1.000 60-70
Halkbank 1.250 45-50
Yapı Kredi 1.000 60
Garanti 700 80
Finansbank 1.500 50
Denizbank 850 50
Şekerbank (*) – 44
(*): Şekerbank’ın 44 şube hedefi, önümüzdeki 3 yılı kapsıyor.

→ yorum bırakKategoriler: Ekonomi